Suyu koruyorum çünkü; su başlangıç ve hayat verendir, kutsaldır. Su olmadan hayatın devamlılığını sağlamak olanaksızdır.Tarım, endüstri, enerji ve kentleşme ile ilgili faaliyetleri su olmadan yürütmek mümkün değildir. Dolayısıyla su varlıklarını korumak, aşırı kullanılmasını ve kirlenmesini önlemek insanların en önemli görevlerinden biridir. İnsan için hayati bir önem taşıyan, bir gereksinim ve hak olduğu kabul edilen suyun insanlara temiz, uygun ve bedelsiz olarak temin edilmesi ve onlara ulaştırılması zorunluluktur.
Temiz suya erişim bir insanlık hakkıdır. Bugünden yarının suyunu harcamamak gereklidir.
Su ekosisteminden faydalanan yalnızca biz insanlar değiliz. Su kaynakları, Amazon’dan Afrika’ya, Tibet’ten Anadolu’ya kadar birçok farklı coğrafyada bulunan türlü türlü canlıya hayat oluyor. Doğal kaynakların insanlar tarafından bilinçsiz kullanımı ise canlı ekosistemine düşündüğümüzden çok daha fazla zarar veriyor.
Sulak alanları koruyorum çünkü; sulak alanlar, karasal ve sucul ekosistemler arasında geçiş bölgeleridir. Bataklıklar, göller, deltalar ve lagünler bu ekosistemlerin en önemli örneklerindendir.
Sulak alanlar su kalitesini arttıran, erozyonu kontrol eden, akarsu akışlarını koruyan, karbonu tutan iklim değişikliğini azaltan, tehdit altındaki ve nesli tükenmekte olan türlerin en az üçte birine ev sahipliği yapan son derece verimli ve biyolojik açıdan zengin bölgelerdir.
Sulak alanlar, canlıların yaşamı için hayati öneme sahiptir.
Adana’mız da bulunan Akyatan Lagünü Çukurova delta ovasında yer alan Türkiye’nin en büyük lagün gölüdür. Lagün çevresi göçmen kuşların göç yollarının kavşak noktasıdır. Lagün, çok sayıda flamingoya ev sahipliği yapmaktadır.. Aynı zamanda Dünya genelinde nesli tükenme tehlikesi altında olan Yeşil Deniz Kaplumbağalarının Akdeniz’deki en önemli yuvalama alanlarıdır.
Sulak alanlarımızı tanıyalım ve koruyalım. Yaşam kaynağı sulak alanlarımız yok olmasın.
